Zor Geçen Her Güne Gelecekten Bir Tebessüm

Kıyafet dolabını giyecek bir şeyler aramak için kurcalarken, gözüme arkalarda saklanmış olan, askerde giyindiğim kıyafetler ilişti. Her ne kadar nefret etsem, hatta görmeye tahammül dahi edemezsem de görünce özlem dolup hüzünlendim diyebilirim. Askerden döneli bir seneden bir kaç ay fazla olmuştu ve çok uzak zaman olmamasına rağmen bir sene öncesine kıyasla bir kere daha hem mental hem fiziksel rahatlığımın farkına vardım.

Bir önceki senenin sonunda, geçen senenin hemen başında psikolojik olarak beni çok etkileyen, kötü bir olay yaşadım ve bu olayın hemen üzerine askere gitmek zorunda kaldım. Her ne kadar bedelli olarak 21 günlüğüne gitmiş olsam da zaten zamanın geçmediği bir yerde, bir de aklın geride kaldıysa 21 gün, 21 yıl oluyor. Yaşadığım her şeyi gözden tekrar geçirecek kadar fırsat yakalamıştım, dolayısıyla acı çekmeye daha çok zamanım olmuştu, çünkü beni o denli etkileyen o lanet durumu unutacak bir uğraş bulamıyordum, sabah kalk, traş ol, yürü, yemek ye, tören hazırlığı yap, yürü, yemek ye, kitap oku, uyu… Her an; düşünmek ve acını katlamak hatta yeni dertler edinmek için o kadar müsait ki… Neyse ki bittikten sonra deli danalar gibi her yere giderek, herkesle içimde kalan her şeyi konuşarak bir nebze olsun rahatlatabilmiştim kendimi. Yetmemişti ama.. Konuşmak bir yerden sonra eksik kalıyordu.

Şimdi de o askeri kıyafetleri görünce tekrar o günlere dönerek, boş bir an yakalayıp şöyle bir geriye baktım. Bir daha asla yaşamak istemeyeceğim bir yıl geçip gitmişti. Bitmişti her şey. Bir sene içerisinde neler yaptığımı, psikolojik olarak hâlâ tam olmazsa da geçen seneye oranla harika diyebilecek kadar şu an ki rahatlığa nasıl kavuşabildiğimi sosyal medyadan ve paylaşımlardan bulmaya çalıştım. Ne iyi gelmişti bana? Bakın tüm çabalarım bu tweet ile başlıyor;

Ve sonrasında 42 defa yolculuk yaparak 9 farklı il gezip kendim için manevi birikimler edinmeye çalıştım. Bu arada bakın en önemlisini söylüyorum; 2012’den beri satın aldığım ve ücretini ödediğim Blog Sayfamı ilk defa aktif olarak 2019’da kullanmaya başladım. Öncesinde siteyi sanal flash disk olarak kullanıyordum. İlk aktif kullanımda ne oldu peki? Blog sayfama, çoğunda derdimi ağzımdan çıkmayan, unutmaya çalıştığım için kaleme döktüğüm tam 55.158 kelime yazdım. Bu ne demek biliyor musunuz? Ortalama olarak bir roman 51.000 kelimeden oluşmaktadır. Yani rahatlıkla söyleyebilirim ki; ben içimde ki sızıyı bastırmak için bir roman yazdım! Sonrasında ne oldu peki? Bir sene içerisinde ben gezdim, ben yazdım peki ne oldu?

Henüz yeni olmasına ve hiç bir arama motorunda tam anlamıyla olmamasına rağmen 201.180 farklı kişi blogu ziyaret ederek, yazılarımı 590.629 defa okudular. Sağ olsunlar, sağ olun. Peki ben ne yaptım bunun üzerine; acaba 201.180 kişiden biri de canımın yanmasına sebep olan biri midir diye melankoli yapmaya devam ettim. Şimdi gülüyorum o hallere… Ben melankolik yaşam tarzı sürerken bir baktım ki yıllık ziyaretçi sayısı artık haftalık gerçekleşir olmuş. Blog; bir anda hayatımın büyük bir çoğunluğunu kaplar olmuş, reklam ve sponsor gelirleri ile yapılan yardımlar sayesinde bir çok aile doymuş, bir çok hayvan sağlığına kavuşmuş ve ben melankolik düzenden koparak sosyal yaşama dönmek için çaba göstermekten ileriye giderek psikolojik savaşımda başarıyı yakalamışım! Evet, sorunlarımızı unutmadık belki ama bozuk bir psikoloji ile yaşamayı öğrendik. Var olun blog misafirlerim. Sayenizde!

Mevzuyu özetleyelim hemen kapanışa geçelim; geçen sene Nazım Hikmet’in Piraye’ye Mektuplar kitabında okumuştum; “Yaşarsın kalbimin kızıl saçlı bacısı! En fazla bir yıl sürer yirminci asırlarda ölüm acısı.” demiş Nazım biricik Piraye’sine tam da idam söylentilerini duyduğu zamanlarda. Öyle ya, günümüz de her şey daha hızlı yaşandığı için belki, daha az değerli oluyor. Diyorum ya; unutmuyorsun ama birlikte yaşamaya alışıyorsun. Hem bu sürede müthiş bir tecrübe kazanıyorsunuz, artık canınız kolay kolay acımıyor. Bakın bu tecrübe ile alakalı hemen bir örnekleme daha aktarıyorum size, ne demiş Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna’sında; “Her şeye hazır bulunan ve kimden ne gelebileceğini bilen bir insanı sarsmak mümkün müdür?”

Değildir vesselam!

M. Furkan BAŞKAK

Olur da sorarlarsa; aslen Metalurji ve Malzeme Mühendisi olmak için çabalayan fakat Çalışma Ekonomisi'nde de öğrenim gören, iki alakasız bölümlerden daha da alakasız olarak kalabalık bir firmada hayatını idame ettiren, araştırmayı, sormayı, dinlemeyi, gezmeyi, okumayı ve yazmayı seven biri dersiniz. Yetmezse Hakkımda sayfamı ziyaret edebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: