Sürmeli Otel / Gayrettepe

İstanbul’a düştü yine yolumuz. Nedendir bilmiyorum buraya her gelişim mecburiyettendir. 2 adım ileri iteleniyorum, 1 adım geri kaçıyorum. Velhasıl vardık.

Firma anlaşması bittiği için ilk defa Sürmeli Otel’den rezervasyon yapıldı. İnternet görselleri bir hayli güzeldi. Tamam dedim, bu seyahat aynı zamanda tatil olacak bana.

Taksim’den taksi ile 15 liraya otele geçebiliyorsunuz. Resepsiyon karşılaması bir otelde olması gerektiği kadar. Ne fazladan bir güler yüz, ne de dikkatinizi çekecek bir huysuzluk.

405 numaralı havuz manzaralı odaya çıktım. Ve odaya girdiğim an itibariyle benim o seyahatim iş amacından öteye gidemedi. Tüm tatil hayallerim bir anda sönüverdi.

İlk girişte odada benden önce muhtemelen arap ırkından çift kalıp, çirkin mevzular yaşanmışlığı ve ciğerleri sızlatan bir nem kokusu karşıladı. O araplara özgü olduğunu düşündüğüm göz sürmesi beyaz çarşafın hemen her yerinde. Yani yaşanan fanteziyi çarşafta bulunan lekeler ile çözüp, her ayrıntısını ve kullandıkları her pozisyonu tahmin edebiliyorsunuz. Bana göre ilginç olan şey; bunu ben görebiliyorsam otel görevlileri de görmüş olmalıydı. Yani bir kaç noktacık değil, bildiğiniz yaşanmışlık yatıyor orada.

Çarşaf değişimi için resepsiyon numarasını bulmak amacı ile telefonun yanında ki tanıtım broşürüne baktım ve bir kere daha iğreti oldum. “Daha hijyenik bir uyku için bizi arayıp bilmem ne kadara bilmem ne teknolojisinden üretilen yastıkları isteyebilirsiniz.” Arayıp ben neler söyleyeceğim diye kendimi gaza getirirken, resepsiyon numarası olan 2’ye ve açma-kapama tuşuna defalarca basmama rağmen hiç bir ses yok. Evet yok, çünkü telefonun elektrik fişi takılı değil. Değil derken; yok. Yani komple yok. Sağda, altta, üstte, arkada, önde… Baba akü yok!

Banyoda bulunan telefona doğru yürüdüm, neyse ki o çalışıyordu. Kendime “Lan hazır geldin, o kadar soğan da gömdün, dişini fırçala öyle ara.” dedim. Ve tabi ki temizlik seti olarak diş bakım seti yok. Çünkü burası adeta beş yıldızlı otel ismi altında bir pansiyon. Resepsiyonu arayıp, sadece diş bakım seti isteyebildim. Uyumak için diğer yatağı tercih ettim, telefonu da kullanmazdım zaten diye kendimi avuttum. Rezil olmamalı bu seyahat, sakin ol Furkan, sabah yapacak çok iş var, işine odaklan.

Havuza gitmeye niyetlendim, otur dedim. Yemeğe inmeye niyetlendim, hayır dedim derken gece 3 gibi aşağı indim ve lobide servisin kapatıldığını gördüm. Orada bulunan bir bellboy sağ olsun bir kahve getirdi, içip ciğer sızlatan, nem kokulu odama gittim.

Uyanıp duşumu aldıktan sonra hazırda bulunan duş havlusunu elime aldığım zaman farkına vardım ki; deterjan üretimini yeni keşfetmiş bir çamaşırhaneleri var. Neden diyecek olursanız, o kadar kalitesiz bir deterjan kullanılmış ki, havluya dokununca elinizle bile bunu fark edebiliyorsunuz. Traş olmak için şarjı biten makineye priz ararken, banyoda hiç bir yerde priz olmadığını farkettim. Otele değil de, kendime ve uzayan sakalıma lanet edip kahvaltıya gittim. Muhtemelen dünden kalma dilim ekmek vardır diye düşünüyordum ki; haklı çıktım. Bir de meyve suları… Şurup desen değil, nektar desen değil, toz desen değil, ne desen yer bulamazsın ona. Fakat ekmek ve meyve suyuna benzeyen şurup karışımı o değişik sıvı faslı dışında kahvaltı genel olarak iyiydi. Çeşit ve lezzet bakımından başarılı diyebiliriz.

Sabah iş, akşam arkadaş görmesi derken gece yarısını biraz geçe tekrar geldim nem kokulu, arapların fantezi dünyasına. Işığı dahi açmadan uyuyacaktım. Odayı temizlemesinler diye bildirimde bulunmuştum. Hakkım olan suyu da içmiştim. Tabi susuzluk ağır bastı ve gidip minibardan bugünkü hakkım olan suyumu içip uyudum. Tek isteğim sabah uyanıp, “check out lütfen” deyip, buradan ayrılmak.

Öyle de oldu, gece uyudum, sabah uyanır uyanmaz duş alıp, evden getirdiğim havlular ile kurulanıp “vınn” diye çıkış yapmaya koştum. Resepsiyona vardığımda geçen konuşmayı özetliyorum;

R: Aaa bugün mü çıkıyorsunuz? 
B: Evet, çıkışımı yapabilirsiniz şimdi.
R: Minibar kullandınız mı?
B: Sadece yarım litrelik suyu kullandım.
R: 6 lira ile çıkışınızı yapabiliriz.
B: Al. Çıkar.
R: Teş...

Ben çoktan çıkmıştım. Yaklaşık 1 saat sonra bir İstanbul numarası beni aradı ve odada ki mini markette sakız kutusunun olmadığını, bunun için 15 lira ödeme yapılması gerektiğini söyledi. Sonradan hatırladım, gelen misafirimin onu kullanmış olabileceğini. (Sonra lafı açılınca almadığını söyledi.) Peki dedim. Iban istedim. Utanmadan yolladılar 1.5 liralık Vivident için 15 lira ödeme yapacağım banka hesap numaralarını.

M. Furkan BAŞKAK

Olur da sorarlarsa; aslen Metalurji ve Malzeme Mühendisi olmak için çabalayan fakat Çalışma Ekonomisi'nde de öğrenim gören, iki alakasız bölümlerden daha da alakasız olarak kalabalık bir firmada hayatını idame ettiren, araştırmayı, sormayı, dinlemeyi, gezmeyi, okumayı ve yazmayı seven biri dersiniz. Yetmezse Hakkımda sayfamı ziyaret edebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: