7 Harf, 3 Hece, 1 Çizgi

Aslında zihnimde öyle çok şey tutamam. En mutlu günümü sorsanız bir kaç saniye boş bir ifade ile suratınıza bakarım. Dün çok zevk alarak yediğim yemeğin ne olduğunu bu sabah bilmem. Çocukken aşık olduğum ilk kadının adı neydi mesela? Ya da şu an yapmam gereken ve hayati önem taşıdığını düşündüğüm şey neydi? Otogardan sarılarak, vedalaşıp gurbete uğurladığım çocukluk arkadaşım mıydı yoksa sonradan mı tanıştık çıkaramam ama veda dahi edemediğim her ayrılığı saniyesine kadar kum gibi dökerim ayaklarınıza.

Benim zihnimde ismini henüz belirleyemediğim bir sorun var. Danıştığım doktorlar bu durumu B12 vitaminine bağlıyorlar. Ama ben et ve süt ürünlerini normal bir insandan daha çok tükettiğimi düşünüyorum. Hem güzel veya önemli anları unutuyorum, hüzünlü olaylar mıh gibi kazınmış duruyor zihnimde.

İnsanlara ait belleğim gidenlerle dolu ve her geçen gün gidenlere yenileri ekleniyor. Bir sonra ki giden bir öncekine göre daha çok üzüyor, bellekte daha çok yer kaplıyor. Bundan dolayı yeni gelen insanları kaydedemiyorum. Ya gidenler gitmeyecek, ya da ben buna bir çare bulacağım. Her gidenin yeni bir hayat coşkusu ile olduğu yeri bırakıp gittiğini düşünürsek, kalan kişi olarak bu iş bana düşüyor sanırım. Çözüm yolunda ilk adımı attığıma göre bugün 7 harf, 3 hece ve son gece diyerek, günün ismini UNUTMAK koyuyorum.

Gelelim ikinci adıma; nasıl? Kendimi Edip Cansever’in Bezik Oynayan Kadınlar kitabında hissettim. Orada da diyor ya; “Seni sevdiğimi unutmuşum Hilmi Bey. Seni de unutmak istiyorum artık, unutmak! Ama nasıl?” Bir yerden hatırlıyorum, okumuş, izlemiş veya duymuş olabilirim. Diyordu ki; unutmak istediğin şeyi, unutmak amacıyla sürekli düşündüğün için her zaman hatırlarsın ve hiç bir zaman unutamazsın. Şimdi düşününce mantıklı buldum bu teoriyi. Demek ki neyi veya kimi unutmak istiyorsan onu unutmaya çalışmamak ve hiç aklına dahi getirmemek gerekiyor. Unutmak kavramı kendiliğinden tamamlanmalı. Şu an düşünmemeyi deniyorum… Lanet olsun, gözümü kapatınca yine gözleri geldi gözümün önüne! Bu yol olmadı ama başaracağım. Adım adım gidiyorum, aceleye mahal vermeyelim ve asla vazgeçmeyelim.

İkinci adım için hemen taktik değiştirmeliyiz. Behzat Ç. dizisinden bir sahne canlandı beynimde. Başkomiser diyordu ki; “Unutmak kelimesi undan çıkmış. Bildiğimiz un yani, hamur işi, öyleymiş. Unutmak için un ufak etmek gerekiyormuş. Birini bütün olarak unutamazmışsın zaten, öyle pat diye unutamazmışsın. Öyle yavaş yavaş gidermiş, yavaş yavaş unuturmuşsun. Gözleri, kaşı, burnu ile kulağı, sesini yavaş yavaş. Unuttuğun zaman da o kişi olmazmış. Hatırlamazmış. Sonra unuttuğunu unuturmuş. Ben unutmak istiyorum la. Her gün ne zaman unutacağım diye soruyorum kendime, her sorduğum zaman da her şeyi yeniden hatırlıyorum ben, daha net. Unutamıyorum ben.” Tanım kolay. Önce parçala sonra öğüt taktiği. Mevye suyu sıkar gibi bir şey. Meyveleri soy, parçala, makinaya at, bardağa doldur, meyve suyunu iç. Olaylar bu yolla unutulur, doğru taktik. Kişiler için hemen deniyorum; gözleri, kaşı, burnu, kulağı, sesi… Olacak, olacak ama kurguda unuttukları bir şey var. Koku… Saçı, kaşı, ağzı, yüzü, sesi unutmak kolay. Gerçekten kolay abartmıyorum, görmezsin olur biter. Koku sıkıntı. Hele de bahar kokuyorsa, kekik kokuyorsa, ıtır kokuyorsa… Her bahar yayılan kokular, o kokuyu hatırlatır, unutamazsın. Başkomiser de demiş ya; ne zaman unutacağım diye sorduğum zaman yeniden hatırlıyorum her şeyi. O zaman ilk teoriye dönüyorum; unutmak istemek ile olacak bir şey değil, unutmak kendiliğinden olan bir süreç. Gerçekten istiyorsan, unutmak için çaba gösterme, yaprak dahi oynatma.

Farkında mısınız bilmiyorum ama az önce unutkan olduğum için şikâyetçi olduğumu ve doktora gittiğimi söyledim, şimdi ise bir şeyleri unutmak istediğimi söylüyorum. Bu kendinle çelişmek değildir. Her şey ademoğlu için vardır. Genelde şikâyetçi olduğumuz “unutmak” bile. İnsan her şeyi hatırlarsa yaşayamaz, ya kahrından, ya mutluluğundan kıyar canına. Bunu Zülfü Livaneli, Kardeşimin Hikâyesi kitabında çok güzel dökmüştü yazıya; “İşte anahtar kelime bu, hayatın özü, büyük sırrı, olmazsa olmazı; unutmak! Eğer unutmak diye bir şey olmasaydı, yaşam da olmazdı. İnsan unutmadan hayatını sürdüremez.”

Yaşadığımız bu hayat sürecek madem; dediğim gibi, bugünün adını 7 harf, 3 gece, son gece, bir çizgi koydum. Gerçekten unutmak istiyorum ve bunun için artık çabalamak yok. Nasıl olsa anılar, simalar ve hatta kokular bile yaradılış gereği bilinçaltında daha arkalara mutlaka itelenecektir ve belki de bir gün tamamen silinecektir. Bugün, daha iyi bir “ben” için ilk gün!

Veda edemediğim için unutamıyorum demiştim; olanlar, olmayanlar, gidenler, kaçanlar, görünmez olanlar, bulut olup uçanlar, kokular, anılar, anlar ve insanlar… Sunduğunuz veya sunmaya gerek dahi duymadığınız her bahaneyi, özrü, fikri, suçlamayı kabul ediyorum. Unutulması gereken her şeye ve herkese elveda! Artık sizinle de platonik dahi olsa da vedalaştığıma göre, diğer herkes gibi sizi de beynimden, kalbimden, hayatımdan azad ediyorum.

M. Furkan BAŞKAK

Olur da sorarlarsa; aslen Metalurji ve Malzeme Mühendisi olmak için çabalayan fakat Çalışma Ekonomisi'nde de öğrenim gören, iki alakasız bölümlerden daha da alakasız olarak kalabalık bir firmada hayatını idame ettiren, araştırmayı, sormayı, dinlemeyi, gezmeyi, okumayı ve yazmayı seven biri dersiniz. Yetmezse Hakkımda sayfamı ziyaret edebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: