Sen Aydınlatırsın Geceyi

Bu filmi izlemek için çok geç kaldığımı fark ettim. 2013 yapımı olan Ali Atay’ın başrol oyuncusu olduğu filme video siteleri üzerinde defalarca denk gelmiş olsam da hem drama hem fantastik türlerinde bir yapım olduğunu görünce, defalarca niyetlenip her seferinde izlemekten vazgeçtim. Duvarın içinden geçen bir adam, zamanı durduran bir kadın, nesneleri oynatabilen başka bir kadın, görünmez bir öğretmen, ölümsüz bir adam, Türk yapımı bir absürt drama filmi… Daha ne kadar alakasız olaylar bir filme toplanabilir değil mi? Ne kadar da ön yargılıyım! Tüh bana! Tüh size!

Onur Ünlü nasıl bir kafa ile senaryo yazdı ve bu kafaya nasıl ulaştı bilinmez fakat absürt bir yapı içerisinde dahi hemen her sahneye kaliteli bir mesaj sıkıştırmayı başarabilmiş. Film müziği seçimleri hem çok başarılı, hem doğru yerlerde kullanılmış, hem de başarılı kesitler ile kullanılmış. Müziğin en güzel yerinde bir anda müzik kesilerek sahne değişiyor. Kamera açıları ve siyah beyaz olmasına rağmen ışıkların doğru kullanımı ise çekim hakkında bilgisi olmayan insanlar üzerinde bile dikkat çekmeyi başarıyor.

İnternet yorumlarını okurken en çok gökten taş yağan sahne hakkında olumsuz geri bildirimler gördüm fakat bence o sahne dahi mesajını net olarak vermiş ve çok güzel işlenmiş. Yine çok yazılanlardan biri ise filmin yavaş akıyor olması ile alakalı. Evet film gerçekten biraz yavaş akıyor. 12 Kızgın Adam filmini seven biri olarak yavaşlığın abartıldığını düşünmüyorum.

En çok etkilendiğim sahne, filmin sonlarına doğru Cemal’in vurulduğu sahne oldu. Elini silah işareti yapan bir bahis mafyası tarafından vurulan Cemal, kurşunun kendisini aldatan karısını dövdüğü için özür dilemek amacıyla aldığı William Shakespear’e ait şiir kitabı ve arasında rahmetli annesinin köstekli fotoğrafına değmesi sebebiyle bir kaç saniye sonra ayaklanıyor. İnsanı kurtarırsa aşk kurtarır, şiir kurtarır ve ölse bile kanatlarını evlatlarının üzerinden çekmeyen anne sevgisi kurtarır…

Sen Aydınlatırsın Geceyi Replikleri
  • Bu hayatta herkesin bir derdi var Cemal. Benimki de bu. Ölemiyorum be amına koyayım. İyi bir şey sanıyorsun bunu de mi? Herkesler öyle sanıyor ama gel bir de bana sor. En berbat tarafı ne biliyor musun? Hiç kimseden, hiçbir şeyden korkun kalmıyor. Ar damarı çatlıyor adamın. Doğru ne, yanlış ne; her şey karışıyor kafanda. Bu amına koyduklarımın 100 sene önce neye inandıklarını görsen çok gülersin. Ben biliyorum mesela. 100 sene sonra neye inanacaklar, onu da biliyor olacağım. Ya her şeyleri biliyorum ben Cemal. Hee her şeyleri bilmekle hiçbir şey bilmemek aynı şey. Odun gibi oluyorsun işte. Onun için çok fazla kurcalamayacaksın meseleleri. Eninde sonunda ölecek olan birisinin bu dünyanın derdini çözmesine imkan yok.
  • İnsan endişeden yaratılmıştır.
  • Yarayla alay eder yaralanmamış olan,
    Bak nasıl da sararıp soluvermiş tanrıça kederlerden,
    Sen çok daha parlaksın çünkü,
    Sen tüm göklerdeki yıldızların ilki,
    Sen aydınlatırsın geceyi.
  • Yasemin, geldim ben! Oradasın demi kaçıyorsun benden. Gitme Yasemin, kurtulacağız bütün dertlerden. Geliyorum yanına, uçacağız yine birlikte. O kadar seviyorum ki seni Yasemin; Geliyorum yanına. Yasemin! Biliyorum ben seni hiç hak etmiyorum ama kimler neyi hak ediyor ki? Bu kadar şey kimin? Bütün bu topraklar, ağaçlar, kuşlar? Bütün bunlar kimin için? Kimin bütün bunlar? Biz bu her şeylerin neresinde yaşıyoruz Yasemin? Ortasında mıyız, kıyısında mı, altında mı, üstünde mi nerelerin de duruyoruz biz? Bunları hiç bilmiyorum ben, yanına geliyorum Yasemin. Seni o kadar çok seviyorum, o kadar çok seviyorum ki geliyorum yanına. Duruyorsun değil mi orada, bekliyorsun değil mi beni.
  • + Beni seviyor musun?
    – İstersen severim.
    + İstiyorum galiba.
  • Geçen kuşu vurdun ya sen, o kuş hani vardı ya, yok ya artık. Annemler de yok. Kardeşlerim… Vardılar da hep, yoklar ya şimdi? Biz buradayız. Biz olmasaydık, ne olacaktı? Ne olacaktı o zaman?
  • Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
    Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
    Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
    Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
    Değil mi ki ayaklar altında insan onuru!
  • Bazen bir tekerlek dönüyor kafamda. Ben kendim döndürüyorum o tekerleği ama sonra durduramıyorum. Gözlerimi açıyorum tekerlek dursun diye ama durmuyor, sürekli dönüyor.
  • Biliyorum ben seni hiç hak etmiyorum ama, kimler neyi hak ediyor ki ?
  • Hepimizin bildiği şey bunlar. Bizim derdimiz daha büyük. Öyle tanrıçayla mançırayla geçecek gibi değil.Değilmiş yani.Başka bir şey lazım bize. Daha önce hiç bilmediğimiz bir şey.
  • Sıkıldım.. Yolsuz kaldım falan, bir süre için geri döndüm ben de. Geri dönmek de ne demekse? İlkokuldan beri yatılı okudum ben, sen yine şanslısın anneni tanımışsın. Benimki beni doğururken ölmüş. Babamı da öyle hayal meyal hatırlıyorum.
  • + Ne oluyor?
    – Aşık oluyorsun..
  • + Peki benimle evlenir misin ?
    – Ne?
    + Benimle evlenir misin diyorum.
    Evlenelim baksana ya rezil durumdayız zati, evlenirsek belki bir şey olur.

M. Furkan BAŞKAK

Olur da sorarlarsa; aslen Metalurji ve Malzeme Mühendisi olmak için çabalayan fakat Çalışma Ekonomisi'nde de öğrenim gören, iki alakasız bölümlerden daha da alakasız olarak kalabalık bir firmada hayatını idame ettiren, araştırmayı, sormayı, dinlemeyi, gezmeyi, okumayı ve yazmayı seven biri dersiniz. Yetmezse Hakkımda sayfamı ziyaret edebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: