Düşman Yaratmadan “Hayır” Diyebilme

Karakterinizin sınırlarını ve hayatınızın şeklini “hayır” dediklerinizle belirlersiniz. Örneğin, davetlere hayır demeniz, dikkatinizi toplamanızı sağlayarak sizin için gerçekten önemli olan bir şeye evet demenize olanak tanır. Sizin değer yargılarınıza uymayan isteklere hayır diyerek bu değerlere olan bağlarınızı güvene alırsınız. Bir öneriyle ilgili kuşkularınızı dile getirerek kendi duygularınızdan kendinizi haberdar edersiniz. Bir heykeltıraş eserini taştan ona ait olmayan parçaları çıkararak yapar. Aynı şekilde gerçek kimliğiniz de reddettiğiniz parçaları çıkardığınızda kalanlardır.

Başarılı bir kâr amacı gütmeyen kuruluşun yönetiminin başındaki Karla’nın durumunu ele alalım. Geçtiğimiz 10 yılda organizasyon etkileyici sonuçlarıyla bağışçılarının sevgisini kazanmıştı. 40 çalışandan oluşan yetenekli işgücü ve aylık 500 bin dolar yakış oranı vardı. Bir yıl önce, yönetim kurulu misyonunun büyük çoğunluğunu gerçekleştirdiğine kanaat getirdi. Şimdiki soruysa “Sırada ne var?”dı. Yönetim kurulunun bir kısmı ve idari ekibin çoğu, dağılmaktansa yeni bir misyon bulmaya kararlıydı. Ancak bazıları organizasyonun bağışçılardan gelen parayı harcayarak devam etmemesinde son derece katıydı. Kuruluş ya var olmak için finansal güven sağlayabilecek güçlü bir neden bulmalıydı ya da dağılmalıydı.

Yöneticiler üç yeni olası strateji önerdi. Karla hiçbirinde elle tutulur bir içerik görmedi. Tartışmalar başladığında yönetim kurulu üyeleri seçeneklere ne kadar ilgi gösterdiklerini ifade etti. Karla nezaketle dinledi ama muhalefet olacak fikirlerini ortaya koymak için bir yol aradıkça içten içe sıkıntıya giriyordu.

Hayır demek her ne kadar önemli olsa da tıpkı Karla gibi çoğumuz, pratikte hayır demekten çekiniriz. Hayır demek zordur çünkü (ne yazık ki) onaylamaya sempati göstergesi ve karşı çıkmaya reddedilme olarak bakan bir türüz. İnsanlar bizimle zıt görüşlerde olduğunda ya da fikirlerimizi reddettiğinde genellikle (ve çoğu zaman haksız şekilde) bunu düşmanlık olarak görürüz. Davetlerimizi reddedenler, fikirlerimize ters düşenler ya da planlarımıza karşı çıkanlar tehdit gibi gelir. Bu nedenle biz başkalarını reddedersek onların da benzer duygular hissedeceğini varsayarız.

Hayır demekten normal şartlarda her ne kadar korksak da hissettiğimiz bu korkuyu daha da artıran altı durum vardır:

Yeni elemansanız. Grupta veya bir çalışanın gözünde namınız henüz oluşmadıysa bu etkileşimden kişiliğinizle ilgili kötü izlenimler yaratabilirsiniz. Örneğin etrafınızdakiler sizi bencil, inatçı ya da eski kafalı görebilirler.

Birey olarak kimliğiniz belirlendiyse. Geçmişiniz sizi gerçeklerden ziyade hataların bir göstergesi yaptıysa yeni bir projeye hayır demek daha da riskli olur. Örneğin giydiğiniz ceket üzerinde karşınızdakilere tembel, bencil ya da dar kafalı olduğunuzu söyleyen bir yazı yer alıyorsa hayır demeniz daha da zor olur.

Sadakatiniz test ediliyorsa. Bazen kararı veren gruplar karşı çıkmayı sadakatsizlik olarak yorabilir. Onay vermekse grubun menfaatlerine bağlılığın testi olarak görülebilir. Bu “açık sadakatsizliğinizin” topluluğa olan bağlılığınızın ölçümünde kullanılması hayır demeyi daha da tehlikeli hale getirir.

Güçlü ve utangaç bir liderle karşı karşıyasınızdır. Büyük fikirlerine karşı çıkışınızın otoritelerine saygısızlık olduğunu düşünen bir lidere hayır demek zordur. Ayrıca eğer lider kendine yeterince güvenmiyorsa reddedişlerinizi kişisel algılayabilir ve fikirleriyle değil kendisiyle zıtlaştığınızı düşünebilir.

Grup kararına karşı çıkıyorsanız. Diğerleri anlaşmanın mutluluğunda mest olmuşken hayır demek zordur. Gruplar farkında olmadan sonuçlarla değerleri bağdaştırabilir. Bu olduğundaysa kötümser kişiler partiyi bozanlar olarak görülebilir. Yardımcı olma potansiyeli taşıyan itirazınız hoş görülmez, tam tersine hor görülür.

Herkes kararlardan yorulmuşsa. Bir grup karar verme sürecinden yorgun düştüyse hayır demek zorlaşır. Uzun bir mücadeleyi sonuca bağlamanın verdiği bir keyif vardır. İnsanlar dikkatli olmazsa sonuçlar yerine sonuca bağlamayıödüllendirmeye başlarlar. Düşünsenize, ulaştıkları sonuca gelene kadar çok emek sarf ettiler ve onlardan üç adım geri atmalarını istiyorsunuz. Bu onlar için boşa giden zaman ya da “aynısını tekrar yapmak” için yine uğraşmak anlamına gelir. Dirence hazır olun.

Problemin psikolojik boyutunu anlamak riski hafifletmekte kilit noktadır. Cevabınızın diğerlerini hayal kırıklığına uğratması kaçınılmaz. Hedefiniz hayal kırıklığının hakarete ulaşmamasından emin olmak. Konuya tepkinizi olayın içindeki kişilere karşı duygularınızdan ayırmalısınız. Muhalefet konuma düştüğünüzdeyse negatif atıflardan kendinizi korumak için yapabileceklerinizden bazıları şöyle:

İşinizi gösterin. Sadece “Hayır” demeyin. Mantığınızı ortaya koyun. Verilerinizi paylaşın. Kararınızın arkasındaki nedenleri açıklayın. En önemlisi, sonucunuzu destekleyen değerleri paylaşın. Bunları yapmadığınız takdirde etrafınızdakiler sizi korkulara ve önyargılarla boğacaktır. Örneğin Karla sadece “Çalışanları gönderip şirketi sistemli bir şekilde kapatmaya başlayalım” dememeli. İnsanlar ne düşündüğünüzden çok neden düşündüğünüzle ilgilenir. Sonucunuzla başladığınızda oraya ulaştığınız yolu uydurmaya başlarlar. Örneğin Karla sadece kararını söylerse diğerleri bunu sadece bazı yöneticilere ilgisi olduğu için ya da misyonla aslında o kadar da ilgilenmediği için yaptığını düşünebilir. Belki de yeni startup’ına odaklanmak için kendine zaman yaratmaya çalışıyordur. Başkalarının çözmeleri için bir bilmece yaratmayın. Bunun yerine, Karla bu kararı almasını sağlayan verileri ve motivasyonları kullanmalı: “Geçtiğimiz altı ayda gelecek stratejimiz için beş farklı fikir geliştirdik. Bu fikirlerin bizim gibi bir kâr amacı gütmeyen organizasyona uygun olmayacağı konusunda uzlaşmaya vardık. Bu süreçte 3 milyon dolar operasyonel masrafımız oldu. Varlığımızı sürdürmek için bir neden bulmak uğruna elimize ulaşan bu değerli bağışları harcamayı yanlış buluyorum.”

Ödünleşimlerin farkına varın. Konuya karşı duruşunuz sebebiyle ters düştüğünüz değerleri benimsediğinizi etrafınızdaki insanlara gösterin. Kararlar çok nadiren siyah-beyaz ya da doğru-yanlıştır. Genellikle bir değer takası içerirler. Başkalarının duruşunu destekleyen değerli unsurları mutlaka takdir edin. Örneğin, Karla’nın biraz önce paylaştığı fikirler devam etmek için neden arayanları kötüleme çabası olarak anlaşılabilir. Karla, bu gereksiz ithamı önlemek için hemen arkasından şuna benzer bir şeyler eklemeli: “Vardığım nokta bu olsa da takımı dağıtmak beni çok üzüyor. Takımı bir arada tutarak daha fazla iyilik yapmanın dünya için en iyisi olacağını düşünenlere katılıyorum. Ne yazık ki bir amaç bulamazken devam ettiğimizi hayal edemiyorum.”

Özgüveniniz ölçülü olsun. Fikirlerinizin arkasında durmak önemlidir, tabii abartmamak kaydıyla. “Yapabileceğimiz tek mantıklı çıkarım…” ya da “Doğru cevap…” gibi net cümleler kurduğunuzda karşınızdakini ikna etmekten çok itersiniz. Bir karara varmış, düşünceli bir kişi olduğunuzu gösterin. “Şu sonuca vardım…” ve “İnanıyorum ki…” gibi girişler hem kararlılık ve hem de tevazu barındırdığından istenmeyen bir çatışmanın alevlenmesini önler.

Hayır demek için izin isteyin. Otorite sahibi, özellikle de karşıt duruşunuzu saygısızlık olarak anlayabilecek birine hayır derken izin istemek iyi bir fikir olabilir. Bu kişiliğinizi korurken otoritelerini de takdir etmenizi sağlar. Örnek vermek gerekirse: “Patron, yeni bir projeyi ele almamı istemiştiniz. Ben bunun kötü bir fikir olduğunu düşünüyorum ve nedenini paylaşmak isterim. Ancak duymak istemezseniz projeyi ele alıp elimden gelenin en iyisini yapacağım. Ne düşünürsünüz?” Çoğu zaman patronunuz sizi dinlemek zorunda hissedecektir. Eğer patronunuz nedenlerinizi dinlemeyi reddederse karar vermek size düşüyor: Burası hayatınızın önemli bir kısmını geçirmek istediğiniz bir yer mi?

Sonuçta Karla’nın kâr amacı gütmeyen organizasyonu kapandı. Bu, sadık bir grup çalışanı derinden hayal kırıklığına uğratan ve bazı ortakları sorgulamaya iten zorlu bir karardı.

Karla kendi kararını istenmeyen bir itham yaratmadan belirtmek için elinden geleni yaptı ve bu deneyim ona gelecekteki ikilemleri ele alırken nasıl biri olacağını gösterdi. Hayır demek kimliğimizi şekillendirmede önemli bir adım.

M. Furkan BAŞKAK

Olur da sorarlarsa; aslen Metalurji ve Malzeme Mühendisi olmak için çabalayan fakat Çalışma Ekonomisi'nde de öğrenim gören, iki alakasız bölümlerden daha da alakasız olarak kalabalık bir firmada hayatını idame ettiren, araştırmayı, sormayı, dinlemeyi, gezmeyi, okumayı ve yazmayı seven biri dersiniz. Yetmezse Hakkımda sayfamı ziyaret edebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: