Anamur – Dragon (Camping)

Mersin’e girdikten sonra o iğrenç virajlı Anamur yolunu çekmeden olur mu? Olmaz dedik, aldık çadırı düştük yollara.

Mersin’e 3 saat uzaklıktaki Dragon Motel – Camping alanına geldik. İlk izlenim olarak çok görsel bir şölen sunmuyor alan. Çünkü çadır alanı bulma anında ki coğrafik ve astrolojik bilgileri ölçme telaşı, çadır kurarken müteahit meşguliyeti, Akdeniz’in yapışkan nemi ile cebelleşirken damlayan değil, akan ter varken çok ekstrem bir şey olmadıkça doğaya veya etrafta olan bitene odaklanamıyorsunuz.

Yerimizi bulduk, çadırımızın kapısını rüzgâra doğru (denize doğru) verdik ve yerleştik. Serinlemek ve yapışkanlıktan kurtulmak için 20 metre kadar mesafedeki denize doğru giderken yerde ki kafesler öncelikle dikkatimi çekti. Karetta karettalar akın akın gelerek yumurtalar bırakmışlar ve sahil boyu (yüzlerce diyebilirim) kafesler kurularak yumurtalar korumaya alınmış. Sonra başımı sola çevirdiğim zaman “Assktir” sesini çıkardım. Çünkü Mamure Kalesinin dibine kurulmuş bir yerleşke burası ve bunu anca çadır alanından çıkınca farkedebiliyorsunuz. Hem Battalgazi torunuyuz hem de Cüneyt Arkın filmleriyle büyümüşüz. “Savunun ulen kahpe soyları!” Sağ tarafta da Anamur merkezin binaları ve sazlıklar selamlıyor. Aleyküm selam.

Sahil %70 oranda kumdan oluşuyor. Standardın üzeri diyebilirim. Denizin ilk 10 adımı tamamen taşlık, birazda olsa eziyete sebep oluyor girip çıkması.

Hava olarak klasik Akdeniz nemi ve güneşi var sabah, öğle ve akşam üstü saatlerinde. Fakat gece havası mükemmel. Çadır içerisinde yere mat, üzerine battaniye serdim ve sabaha karşı üşüdüğüm için üzerime pike almak zorunda kaldım. (Çadırın branda kapısı açık, sineklik kapısı kapalı uyuyordum.) Bu arada Ağustos sonunda geldiğim için bu tarif ettiğim hava yanıltıcı olabilir diğer aylar için. Her türlü hava koşullarına (sıcaklığa) hazırlıklı olmanızı tavsiye ederim.

Ağustos sonunun güzelliği neydi? Sadece hava mı? Güzel uyku mu? Evet, ama yanı sıra bir de doğa harikasına şahit oldum. Sabah 7 gibi uyanmış, çadırımdan çıkmış, sabah sefası için denize gidiyordum ki; mini bir kalabalık oluşmuş, yeri izliyorlar. Hemen yanlarına gittim tabi, aman Allah’ım! Kaplumbağalar yumurtadan çıkmış ve bir yarış başlamış! Denize doğru hücum! Minik paletleri ile taştan, kumdan sıyrılıp denize kavuşmak isteyen onlarca kaplumbağa ve onlara yardım eden sahil güvenlik, etrafta meraklı insanlar. Bende bir kaplumbağa aldım ve denize kadar eşlik ettim kendisine. Girdi, dalga geri attı, tekrar, tekrar, tekrar… Alıp dalganın durağan olduğu, denizin 3 adım içerisine bıraktım ve şans dileyip uğurladım.

Doğa güzelliği, hava koşulları iyi de… Balıkçılık iyi olamadı ne yazık ki. Anamur Kalesinin kıyısında ki kayalıktan, sahilden, suyun içinden yani her yerden olta attım. Levrek için olumlu araştırmalarım olmuştu ve hazırlıklı da gelmiştim fakat ne yazık ki elim boş döndüm. Sahte yem, kaşık, maps, çekirge, solucan, hamur, tavuk, karides… Yok, rastgelmedi. Bir şey mutlaka ki yanlıştı ama ne?

İşletme genel olarak temiz, zaten motel kısmını değil, camping alanını kullandığım için yemek ve diğer durumların eleştirisini veya övgüsünü yapamam. İlaçlamada yapılıyor, yani karasinek ve bir kaç sivrisinek ısırığı dışında çok sorun yaşamadım haşerelerden dolayı. Sazlıklardan ve kayalıklardan gelip, çadırın dışında dolaşan kertenkele topluluğunu ve oradan oraya ağ örerek gitmeyle meşgul minik örümcekleri saymazsak. Neyse ki ikisinin de zararları kendilerine.

İşletmeciler re-za-let! İlk girişte muhteşem bir hoşgeldiniz, son çıkışta muhteşem bir uğurlama ve “internette bizi herkese önerin” tembihi. Fakat o ara kısım… Öncelikle banka ve vergi kesintisinden dolayı pos cihazı yok. Hatta ben yazarkasa fişimi veya faturamı isteyince biraz yüzleri düştü. Sonrasında restaurant kısmına gidip masa oyunu oynayabileceğimiz yer sorduğumuzda aldığımız cevap; “Burada oynayabilirsiniz ama siz örtüyü serip, siz oyunu kurup, sonra da ıstaka ve okey taşlarını tekrar siz kaldırmalısınız. Ayrıca burası müesese olduğu için bir şeyler yiyip içmelisiniz.” oldu. Tamam ablacım biz burası söğüt gölgesi demedik, tabi ki yiyip içeceğiz, insanız yani haliyle. Ki yiyip içmezsem dahi sana zaten müeseseni kendi çadırım ve kendi eşyalarım ile kullanarak, 2 metrekare çadır alanı işgal ediyorum diye günlük 60 lira yer kirası ve suyumu soğutmak için 20 lira buzdolabı ücreti veriyorum. Yani bırakta canım sadece orada oturup oyun oynamak istiyorsa yapayım. Ayrıca madem kafe mantığı var, ben neden kurup topluyorum? 1-2 lira peşine düşünce böyle işletmeler sinir oluyorum, nefret ediyorum ve tüm güzellikleri bir anda siliniyor gözümde.

Neyse, sakinim.

M. Furkan BAŞKAK

Olur da sorarlarsa; aslen Metalurji ve Malzeme Mühendisi olmak için çabalayan fakat Çalışma Ekonomisi'nde de öğrenim gören, iki alakasız bölümlerden daha da alakasız olarak kalabalık bir firmada hayatını idame ettiren, araştırmayı, sormayı, dinlemeyi, gezmeyi, okumayı ve yazmayı seven biri dersiniz. Yetmezse Hakkımda sayfamı ziyaret edebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: