Hakkımda

Hakkımda Sayfası Nedir?

İnsanın kendisini kendi kalemiyle anlatması ne kadar doğrudur? Kendisini anlatacak kimsesi olmadığı için mi özetler kendisini yoksa kimsenin kendisini anladığı kadar anlayamadığı ve dolayısıyla anlatamadığı için mi? Mevzu nedendir bilinmez fakat 9 yıllık web dayanımıma ve tecrübeme bakarak “Hakkımda” adı altında ki sayfanın oluşumu nedense farz kılınmıştır tüm kişisel blog ve kişisel web siteleri için. Ondandır ki bir iki kelam karalamak zorunda hissediyorum kendimi. Acaba birileri tüm kişisel sitelere girerek hunharca “Hakkımda” sayfalarını okuyup çıkıyor mu inanın merak ediyorum. Eğer öyle insanlar varsa onları harika ve hiçbir yerde görmediği bir sayfa bekliyor. Buyrun;

İsim ve Soyisim Çıkmazım

Furkan Başkak… Bu isim benim için hiçbir şey ifade etmiyor. Sadece soyismimi marjinal olduğu ve atalarımın bana mirası olduğu için benimserim ve duyduğum zaman heyecanlanırım. Bana mutluluk verici durumda burada başlıyor, 80’li yılların sonu ve 90’lı yılların en başlarında yeni anne-baba olan büyüklerimiz nedense hunharca Furkan ismini kullanmışlardır. Araştırmalarım sonucu o sıralar meşhur olan Furkan adında hiçbir ünlüye rastlamadım. Peki neden 21. Yüzyılını yaşadığımız dünyada, özellikle bu evrelerde Furkan kullanılmıştır? Benim değerli annem ve babamda bu akıma kapılanlardan olmuşlardır. Gerçi şu durumda söz konusu ki Furkan’dan başka bir ismi de kendime yakıştıramıyorum. Neyse ki etrafımda onlarca Furkan olmasından kaynaklı herkes marjinal bulduğum soyismim ile sesleniyor bana. Yabancılar bunu bana takılan lakap olarak düşünüyor genelde. Onların bunu düşünmesi bile mutlu ediyor beni. Yoksa ben sadist miyim? İnsanları düşündürmekten ve yormaktan zevk mi alıyorum? Evet.

Geçmişim, Geçmiştir

Hayatımın büyük bir çoğunluğunu kalabalık gruplar içerisinde yalnız olarak geçirdiğimi söyleyebilirim. O kadar hızlı yaşamak istiyorum ki yaşamımın her saniyesini, yavaş giden anlardan ve hayatımı boş şikayetler ile yavaşlatan insanlardan nefret ediyorum diyebilirim. Bir hata yapıldı ise yapılmıştır, üzerine durup onu düzeltmeye çalışmak boşuna değil midir? Hata hiçbir zaman düzelmeyecektir. İnsan o hatadan sadece ders çıkarıp, arkaya bakmaktan ve onarmaya çalışmaktan vazgeçerek kaldığı yerden ileriye koşmaya devam etmelidir. Geride insan bırakmayı her ne kadar sevmesem de insanlar geçmişimde kalmayı seçerlerse kesinlikle onları bir şeylere ikna etmekle uğraşmam. Arkama bakmadan devam ederim diyemem, tabi ki aklım orada kalabilir ama çabuk toparlanabilirim.

Samimiyet ve Sadakat

Samimiyet beraberinde açık sözlülüğü getirir diye düşünenlerdenim ve kesinlikle samimiyet yanlısı bir insanım. Takıldığım insanlarla sınırı aşmadıkça rahatça küfredebilmeyi isterim mesela. Ya da yeni tanıştığım karşı cinslerle veya iş gereği önemli bir yemeğe çıktığımda, yemeğin ortasında; “Çişim geldi, siz devam edin, biraz uzun sürebilir.” deyip kalkabilen bir insanım. Karşımda oturan kişi kim olursa olsun bunu yadırgamamalı, bunu isterim. Çünkü biliyorum ki sizde işiyorsunuz, sakın inkar etmeyin. Tabi samimiyetinde sınırı vardır. Bokunu çıkarmanın alemi yok. Kararında olmalıdır her şeyde olduğu gibi bu samimiyet ve açık sözlülük konusu da. Konunun devamını açık sözlülüğe bağlamak istiyorum. Samimiyetin olduğu bir toprağa gömülen ilişkiler açık sözlülük ile sulanmalıdır. Laf oyunlarının olmadığı, yanlışın yanlış, doğrunun doğru olduğu açık sözlülük ile. Bu durumlar sonucu sadakat kendiliğinden oluşacaktır.

Okul Denen Meret

Sevemedim arkadaş! Se-ve-me-dim! Eğitim hayatım boyunca bir an olsun “Ahh.. Açayım da bir tane matematik sorusu çözeyim.” diyemedim. Beden eğitimi derslerini bile sevemedim hiçbir zaman. Sonuçta o da ders niteliği ve ismi taşıyordu. Ama nedense eğitim hayatımın bir çok evresinde (üniversite yılları hariç) başarılı biri olmayı başarabilmişimdir. Bunu kesinlikle zekâma bağlamıyorum. Kanımca sevilen biri olmamdan kaynaklı – ki burasıda meşru, değerli öğretmenlerimizin kanaat notundan kaynaklı olsa gerek. Mahalle ilkokuluna başlayıp, güzel bir kolejde ilkokul hayatımı noktalayıp Malatya ilinin en güzel Anadolu Lisesine yerleşmeyi başarabildim. Lise sonundan itibaren büyük bir yıkım gerçekleşti ailemin gözünde. Her zaman beni tıp fakültesinde (!) görmek isteyen ailemi yanıltarak kendi çocukluk hayalim olan mühendislik alanına adım atarak üniversite hayatıma başladım. Tabi üniversite yıllarım da enkaz niteliği taşımaktadır. Okul uzatmalar mı dersiniz.. Derslerin sadece isimlerini bilmekle yetinmeler mi dersiniz.. Vicdanım rahat, küllerden ateş yakmasını her zaman başarabildim ve başarabilmeye devam edeceğime de inanıyorum.

Beşiktaş

İşte geldik yazımın son noktasına. Beşiktaş… Beşiktaş’ı futbol takımı veya diğer alakalı olduğum branşların takımı olduğu için değil, tek başına büyük bir ruh niteliği taşıdığı için benimsedim her zaman. Lise yıllarında oturduğum sırama platonik aşklarımdan ziyade her zaman “çArşı” ismini kazıyarak eskittim sıraları. Akranlarımın sevdiği kızdan ayrıldığı dönemlerde yaşadığı üzüntüyü, ben çocukluk yaşlarımda her ne kadar futbolu sevmesem de Beşiktaş maçını kaybettiği zamanlarda yaşayarak büyüdüm. Zamanla futbolu her şeyden çok sevmeye başladım. Yani sporu sevdiğim için Beşiktaş’ı sevmedim, Beşiktaş’ı sevdiğim için sporu sevdim. Ömrüm yeterse ve çocuğum olursa O’na en büyük mirasım Beşiktaş ve yaşamadığı dönemlerin Beşiktaş ürünlerini bırakarak, en şerefli mirası bırakan baba olma vasfını taşıyacağım.